Gayrimenkul Hukuku Derneği
 
Gayrimenkul Hukuku Derneği

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMADA YENİ DÖNEM

KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMADA YENİ DÖNEM : HUKUKİ EL ATMA MÜESSESESİ
(Uygulama Ve Görev Yönünden İncelenmesi)

Ülkemizde imar planlarının yapılması ancak fiilen uygulamaya alınmaması sonucunda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. 

İdarenin imar planını yapması ama peşinden çeşitli gerekçelerle imar planı gereği kamulaştırılması gereken yerleri kamulaştırmaması yada takasa tabi tutmaması nedeniyle bu taşınmazların malikleri yıllara yayılan bir çaresizlik içinde taşınmazları üzerinde bir tasarrufta bulunamamakta ve mağdur olmaktadır.

İdare tarafından sergilenen pasif eylemsizlik tavrı nedeni ile taşınmazları üzerinde tasarrufta bulunamayan yurttaşların; mülkiyet haklarının kısıtlanması gerekçesi ile (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol 1) yaptıkları başvurular Yargıtay’ın içtihat değiştirmesine neden olmuştur. 

Yargıtay;  değiştirdiği görüşü ile imar planı geçtikten sonra yasal süresi içinde uygulanmayan (kamulaştırılmayan) yada takasa tabi tutulmayan taşınmazlara idarenin müdahale ettiğini kabul etmiştir. Bu karar göre mağdur olan kişilerce DAVA YOLU İLE VE KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMA HÜKÜMLERİ UYARINCA tazminat isteyebilecek yasal dayanağa kavuşmuştur.

YARGITAY’A GÖRE KAMULAŞTIRMASIZ ELKOYMA KAVRAMI VE NİTELİĞİ

Kamulaştırmasız el koyma kavramı; 6830 sayılı İstimlâk Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 09.10.1956 tarihinden sonraki olgular için geçerlidir. Bu tarihten önceki el koymalar, 05.01.1961 gününde kabul edilen 221 sayılı Amme Hükmi Şahıslar veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkındaki Kanun uyarınca kamulaştırılmış sayılmıştır.

Gerek 6830 sayılı İstimlâk Kanunu'nda gerekse de bu Kanunu kaldırarak, kamulaştırma konusunda yeni ilkeler getiren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda; kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaz malına el konulan kimsenin, uğradığı zarar ve ziyan ile mülkiyet hakkının kullanılmasından doğan malın özüne bağlı hangi davaları açabileceği konusunda bir düzenleme getirilmemiştir.

Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan kimsenin, ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, tazminat verilmesini de isteyebileceği, 16.05.1956 gün ve 1/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile çözüme bağlanmıştır.


Bu noktada, 08.11.1983 tarihinde yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 38. maddesinde, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan davalara süre yönünden bir sınırlama getirilmiş ise de bu hükmün Anayasa Mahkemesi’nin 04.11.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 10.04.2003 gün ve 2002/112 Esas, 2003/33 karar sayılı kararıyla iptal edilmesi sonucu, idarenin kamulaştırmasız el koyma işlemine karşı hak sahiplerinin dava hakkını yirmi yıl ile sınırlayan hak düşürücü süre ortadan kalkmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girdiği 04.11.2003 tarihinden sonra ve bu tarihten önceki yirmi yıl içinde taşınmazlarına kamulaştırmasız el konulanların, idare aleyhine tazminat ve elatmanın önlenmesi istemiyle süreye bağlı olmaksızın dava açmalarının önünde yasal bir engel kalmamıştır. İptal kararının yürürlüğe girdiği tarihten önceki yirmi yıldan daha önce taşınmazlarına kamulaştırmasız el konulanların hak ve durumları da, 30.06.2010 tarihinde yürürlüğe giren 18.06.2010 gün ve 5999 sayılı Kamulaştırma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la düzenlenmiş ve malikçe tazmin talebinde bulunulması halinde öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi, uzlaşma temin edilemeyen hallerde dava yoluna gidilebileceği öngörülmüştür.

Yargıtay görüşünde de görüldüğü gibi; kamulaştırmasız el atma müessesesi, kaynağını ve dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, mülkiyet hakkının özüne dokunan bir işlemdir. Kamulaştırmada, yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, kamulaştırmasız el koymada usulüne uygun bir kamulaştırma işleminden söz edilmesi olanaklı değildir.

Ancak, kamulaştırmasız el atma ile kamulaştırmanın, konu, amaç ve yetki yönüyle benzer yönleri bulunmaktadır. Her iki müessesenin de oluşması için, kamulaştırma yapmaya yetkili devlet kamu tüzel kişileri veya kamu kurumları tarafından kamulaştırma işleminin yapılması veya kamulaştırmasız el atılmış olması gereklidir. Kamulaştırmasız el koymada da, kamulaştırmada olduğu gibi, taşınmazın edinilmesinde kamu yararının bulunması zorunludur. Gerek kamulaştırmanın, gerekse kamulaştırmasız el koymanın konusu sadece özel mülkiyette bulunan taşınmaz mallardır.

Yukarıda da belirtildiği gibi kamulaştırmasız el koyma müessesesi mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir niteliğe sahip olmakla birlikte, çağdaş bir yaklaşımla ve sosyal devlet ilkesi gereği olarak uygulama da, taşınmaz malikine, dava yoluyla mülkiyetin bedele çevrilmesi ya da idarenin hakkın özünü zedeleyen el koyma eylemine son verilmesi yolu açılmıştır.

Kamulaştırmasız el atma halinde kamu kurumu, Kamulaştırma Kanununa uygun hareket etmeden, ferdin malını elinden almış olması sebebiyle kanunsuz bir harekette bulunmuş durumdadır. Bu bakımdan dava, mülkiyete tecavüzün önlenmesi veya haksız fiil neticesinde meydana gelen zararın tazmini davasıdır (11.02.1959 gün, E:1958/17, K:1959/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinden).  
Yargıtay; görüş değişikliğine gerekçe olarak şu yasal dayanakları göstermektedir : 
1. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Mülkiyet Hakkı başlıklı 35.  ve Kamulaştırma başlıklı 46.  maddeleri, 
2. Anayasa Mahkemesi’nin 29.06.2000 tarih ve 24094 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 29.12 1999 tarih ve 1999/33 E. 19 99/51K.  sayılı kararı,
3. 16.05.1956 tarihli  İBK, 
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Mülkiyet Hakkının İçeriği başlıklı 683.  Maddesi,
5. İmar Kanunu’nun 8, 10 ve 13. Maddeleri,
6. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek Protokol 1.
HUKUKİ EL ATMA MÜESSESİ

Açıklamalar ışığında uyuşmazlık; dava konusu taşınmaza idarece fiilen el atılmamış olmasına karşın, salt 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda öğrenim tesisi, ibadethane alanı, yol, yeşil alan, park gibi alanlara ayrılmış olması nedeniyle kamulaştırmasız el koyma olgusunun varlığının kabul edilip edilemeyeceği, noktasında toplanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizde idarelerin imar planı ve imar uygulamaları ile kişilere ait taşınmazların kullanımını kısıtlamaları ve bu sorunu, uzun yıllar boyunca çözmemeleri son derece yaygın görülen bir uygulama haline dönüşmüştür.  

Uygulamada hukuki el atma uygulaması genelde iki durumda karşımıza çıkmaktadır : 
1) İmar planı ile bir kişinin taşınmazının yol, park, okul alanı, yeşil saha, ibadet yeri gibi alanlara ayrılmış olması.
2) Kadastral bir parselde yapılan imar uygulaması sonucunda, uygulama alanında taşınmazı olan bir kişilerden taşınmazların % 40’ı geçmemek üzere ve bedelsiz olarak düzenleme ortaklık payı (DOP) alınması.

1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda yol, otopark, çocuk bahçesi, yeşil alan, park, okul alanı, ibadet yeri vb. olarak belirlenen veya Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) kesilmesi sonucunda kamu binaları niteliğindeki taşınmazlarda paydaş olan yurttaşlarımız, etrafındaki neredeyse tüm taşınmazlar imar hakkı elde ettiği halde, imar hakkı alamamakta ve taşınmazları uzun yıllar boyu kamulaştırılmamaktadır. 

1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda sosyal donatı alanı olarak ayrılan taşınmazı ile ilgili olarak 
 hakları hukuken kısıtlanan yurttaşın elinde, taşınmazına kamulaştırma işlemi yapılmadan el atıldığı gerekçesiyle, ilgili idareye yönelik tazminat davası açmaktan başka seçenek kalmamaktadır. 

Yakın zamana kadar, açılan bu nitelikteki kamulaştırmasız el atma davalarında, Yargıtay, taşınmazın imar hakkının hukuken kısıtlanması (hukuki el atma) durumunda, taşınmazın bedelinin idareden istenemeyeceğini kabul etmekteydi. Yargıtay’a göre, kamulaştırmasız el atma hükümlerinin uygulanabilmesi, taşınmazın bedelinin idareden talep edilebilmesi için; idarenin taşınmaza fiilen el atması yani taşınmazı işgal etmesi gerekmekteydi. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 02.02.2005 tarih ve 2004/5-555 E., 2005/17 K. sayılı kararıyla, 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda okul alanı olarak ayrılan bir taşınmazda paydaş yapılan bir yurttaşın açtığı davada, hukuki el atmayı kamulaştırmasız el atma olarak kabul etmesine karşın; sadece imar uygulaması sonucunda, kamusal nitelikteki parsellerde paydaş olan yurttaşlara örnek olabilecek ve çok istisnai bu örnek dışında, Yargıtay; genel olarak kamulaştırmasız el atmanın varlığı için, fiili el atmanın yani filen işgalin varlığını koşul alarak aramaya devam etmiştir. 

YHGK 07.11.2007 tarih ve 2007/5-805E. - 826K. sayılı kararı ile bu düşüncesini kökleştirmiştir. Bu içtihat incelediğinde; bir taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığından bahsedebilmek için gerekli şartlar şu şekilde sıralanmıştır :
Öncelikle idarenin o taşınmaza eylemli olarak el koyması.
İdarenin; malikin kullanımını yasaya aykırı olarak tamamen ortadan kaldırması.
Bu durumun (eylemli olarak el koyma durumu) kalıcı olması şarttır.

Eş bir anlatımla idare; el koyma eylemini o taşınmazı sahiplenme amaç ve kastı ile yapmış olmalıdır. Fiilen el koyma eylemi bulunan durumlarda bile el koyma açıklanan nitelikte değilse ve sadece geçici bir kullanım söz konusu ise Yargıtay’a göre kamulaştırmasız el koyma olgusu mevcut değildir. 

Yine bu içtihada göre; kamulaştırmasız el koyma hükümlerinin uygulanması mal sahibinin kullanımına engel olma ve taşınmaz malın elinden alınması anlamını taşıdığına göre; taşınmaz mal sahibinin elinde bulunduğu ve kullanma hakkına sahip olduğu sürece mal sahibi idareden bir talepte bulunamaz. Kısaca idare; mal sahibinin tasarrufuna sürekli engel olmadığı ve taşınmaz mala sahiplenme kastıyla fiilen el koymadığı sürece idare aleyhine bir dava açılamaz. Bu nedenledirki idare tarafından sahiplenmek maksadı ile ve devamlı olarak fiilen el atılmadan bir taşınmazın imar planında yeşil saha, oyun alanı, park yeri olarak gösterilmesi yada ortasından yol geçirileceğinin gösterilmiş olması mal sahibine dava hakkı vermez.

Fakat hemen akabinde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, kökleştirdiği bu içtihadından 15.12.2010 tarih ve 2010/5-662 E., 2010/651 K. sayılı kararı ile vazgeçerek, Anayasa Mahkemesi’nin 1999/33E. ve 1999/51K. sayılı İmar Kanunu’nun 13. maddesinin iptal gerekçesindeki “modern sosyal mülkiyet anlayışı’’ ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Sporrong ve Lonnroth kararı değerlendirilerek; “bir taşınmaza fiilen el atılması ile, taşınmazın hukuken kullanılmasına (imar hakkına) sınırlama getirilmesi arasında sonuç yönünden bir fark bulunmadığı ve her iki halde de kişinin mülkiyet hakkının sınırlandırılmış olacağını” vurgulamış ve taşınmazın satılmasında ve kiralanmasında ve kullanılmasında ve yararlı değişiklikler yapılmasında sıkıntı çekilmesi saptaması ile hukuki el atmanın varlığı halinde de, taşınmazın bedelinin idareden istenebileceğini artık kabul etmiştir. 

Yargıtay’ın bu içtihadı ile Türkiye’de imar ve gayrimenkul hukukunda, imar planları ve uygulamalarında, kamulaştırma ödeneklerinde, bütçede yeni bir dönem başlamıştır. Bu dönem tarihi bir hak arama yolunun kapısını açarak taşınmazları imar planları ile değersiz hale getirilen yurttaşların haklarını aramalarının önünü açmaktadır. Yargıtay bu içtihadı; plan yapma ve uygulama konusunda yetkili olan idarelerin daha dikkatli, şehircilik ilkelerine daha uygun ve sadece 1 kere yapılacak uygulama planları yapmalarının da önünü açacaktır.  Her ne kadar uygulamaya dönük olarak hukuki el atmalar nedeni ile açılacak tazminat davalarının idareleri ekonomik açıdan çok zor durumda bırakacağı fikri sıkça da dillendirilse de hukukçulara düşen boyut; işin maddi değil hukuk kısmını düşünmektir. 

HANGİ İMAR PLANINA KARŞI DAVA AÇILIR?

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 10. maddesinin ilk fıkrasında, imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren en geç üç ay içinde, belediyelerce, imar planının uygulanması amacıyla 5 yıllık imar programının hazırlanacağı ve bu programların belediye meclisince kabul edildikten sonra kesinleşeceği hükme bağlanmıştır.


Denilebilir ki, imar planları onaylanarak bağlayıcılık kazandıktan sonra, idare ve bireyler açısından bir takım hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bir başka ifadeyle imar planları, idare ve halk açısından kimi yükümlülükler meydana getirmekte ve haklarına sınırlamalar koymaktadır.

İdare açısından en belirgin yükümlülük, imar planına aykırı davranışta bulunulamamasının yanı sıra, planların uygulanması için gerekli olan imar programlarını ve yönetmelikleri, Kanunda öngörülen süre içerisinde hazırlamaktır (İK. m. 10). Belediyelerin, imar programı yapma yükümlülüğünü hiç yerine getirmemeleri halinde bunun müeyyidesi, İmar Kanununda öngörülmemiştir.

Hukuki el atma iddiasının gündeme alınabilmesi için; 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nın kesinleşmesinden itibaren geçecek 5 yıllık süre içinde idare tarafından kamulaştırmanın yapılması beklenmelidir. Bu ilk 5 yıllık süre dolmadan taşınmaza ilişkin olarak hukuki el atma iddiası ile tazminat davası açılamaz. Ancak uygulamada olduğu gibi bu 5 yıllık sürenin dolmasının ardından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmaması yada yeni bir 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı yapılması hallerinde hukuki el atma iddiası ile tazminat davası açılabilir.  

HUKUKİ EL ATMA DAVALARINDA GÖREVLİ MAHKEME 

Hukuki el atma konusunda önemli sorun da hangi mahkemelerin görevli ve yetkili olacağıdır? Fiili el atma davalarında olduğu gibi bu davalar da önce asliye hukuk mahkemelerinde açılmış ve görülmüştür. Ancak davalı idarelerin itirazları ile asliye hukuk mahkemelerinin mi yoksa idare mahkemelerinin mi görevli olduğu konusunda görev tartışması yaşanmıştır. 

Davalı idarelerin görev yönünden yaptıkları itirazlar sonucunda konu; Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşınmıştır. 


Uyuşmazlık Mahkemesi’nde göreve ilişkin tartışmada Danıştay Başsavcısı; 
Uygulama ve öğretide, kamu idarelerinin, kamu hizmetinin yürütümü sırasında, kamu gücü kullanarak tek yanlı irade açıklamalarıyla yapmış oldukları işlemlerin, “idari işlem”; herhangi bir işlem ya da karara dayanmaksızın gerçekleştirdikleri maddi faaliyetleriyle, görevleriyle ilgili hareketsizliklerinin de, “idari eylem” olarak tanımlandığını,
Bu tanıma göre; idarelerin 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca tek yanlı irade açıklamaları ile tesis ettikleri, genel ve düzenleyici imar planları ile bu planlara dayanılarak tesis edilen parselasyon, kamulaştırma, ruhsat gibi bireysel işlemlerin, “idari işlem”; bu imar planı uyarınca yapmak zorunda oldukları program ve uygulamaları, bunun için gerekli zamanda gerçekleştirmemeleri; yani, bu konudaki hareketsizliklerinin de, idari eylem niteliği taşıdığını,
Mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamanın, yukarıda açıklandığı üzere, genel ve düzenleyici işlem olan imar planlarında sosyal donatı alanı olarak gösterilmesinden, bu planlarda öngörülen kamulaştırma programlarının zamanında yapılmamasından ve imar uygulaması işleminden kaynaklandığında ihtilaf bulunmadığından; bu kısıtlama ve hareketsizlikten doğan zararın da idari işlem ve eylemden kaynaklandığının kabulünün gerektiğini,
Bu bakımdan hukuki el atma iddiası ile açılan davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,” hükmü gereğince idari yargı yerinde görülmesinin gerektiğini belirtmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da göreve ilişkin görüşünde;
Davacıların taşınmazlarının 1/1000 ölçekli uygulama imar planında sosyal donatı alanı olarak ayrılması sonucu mülkiyet hakkını kullanamadığını,
Kamulaştırma yapılmadan beklenmesine rağmen imar plan değişikliği sonucu mülkiyet hakkı kullanımının engellenmesi sonucu hukuken kamulaştırmasız el atma koşullarının gerçekleşmesi nedeniyle tazminat talep edildiğini,
Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığını,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının idari dava türleri arasında sayıldığı; dava konusu uyuşmazlıkta, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında bir işleminin bulunmaması karşısında, davanın anılan Kanun’un 14. maddesinde işaret edilen bedel artırma davası niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmadığını,
Uyuşmazlık konusu işlemin, 1/1000 ölçekli imar planında sosyal donatı alanı olarak bırakıldığını, 
Dava tarihine kadar herhangi bir kamulaştırma işlemi ya da fiilen el atmanın bulunmadığını, 
Davaya konu idari eylemin, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun arazi ve arsa düzenlenmesine ilişkin 18. maddesinin uygulamasından kaynaklanmakta olduğunu,
İmar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı Kanun’un 2/1-b maddesinde yer alan idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel haktan doğrudan zarar görenler tarafından açılan tam yargı davaları kapsamında idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiğini; bu nedenle, Danıştay Başsavcılığı’nın 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü yaptığı incelemede görevle ilgili olarak gerekçelerini sıralamış ve şu karara varmıştır :

3194 sayılı İmar Kanunu’nun “Planların hazırlanması ve yürürlüğe konulması” başlıklı 8. maddesinde; “Planların hazırlanmasında ve yürürlüğe konulmasında aşağıda belirtilen esaslara uyulur : 

a) Bölge planları; sosyo – ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır.
b) İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik dördüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Belediye ve mücavir alan dışında kalan yerlerde yapılacak planlar valilik veya ilgilisince yapılır veya yaptırılır. Valilikçe uygun görüldüğü takdirde onaylanarak yürürlüğe girer. (Değişik üçüncü cümle: 8/8/2011- KHK-648/21 md.) Onay tarihinden itibaren valilikçe tespit edilen ilan yerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. İtirazlar valiliğe yapılır, valilik itirazları ve planları onbeş gün içerisinde inceleyerek kesin karara bağlar.
Onaylanmış planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen imar planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.
İmar planları alenidir. Bu aleniyeti sağlamak ilgili idarelerin görevidir. Belediye Başkanlığı ve mülki amirlikler, imar planının tamamını veya bir kısmını kopyalar veya kitapçıklar haline getirip çoğaltarak tespit edilecek ücret karşılığında isteyenlere verir.
c) (Ek: 3/7/2005 – 5403/25 md.) Tarım arazileri, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda belirtilen izinler alınmadan tarımsal amaç dışında kullanılmak üzere plânlanamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı’nda sosyal donatı alanı olarak ayrılan ve bu nedenle de hukuken el atılmış sayılan yerlerde plana uygun olarak düzenleme yapılmadığı, kamulaştırılmadığı, taşınmazda inşaat yapma olanağı bulunmadığı; kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazın bedelinin ödenilmesi gerektiğinin iddia edildiği; davanın konusunun, davalı idarece 3194 sayılı Kanunu uyarınca kamu gücü kullanılarak tek yanlı irade ile yapılan imar planlarında yeşil alan olarak yer alan davacılara ait taşınmazın bedelinin tazminine ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup, belirtilen duruma göre, imar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğranılan zararın tazminine yönelik bulunan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde yer alan “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi hukuki el atma iddiası ile açılacak davalarda görevli mahkemelerin İDARİ YARGI olduğuna karar vererek bir karışıklığı da sona erdirmiştir. 

 
Av. Ali Rıza İLGEZDİ
Ataşehir Belediye Başkanlığı Vekili


» KAMULAŞTIRMASIZ EL ATMADA YENİ DÖNEM

» TAPU TAHSİS BELGELERİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ

» İMAR PARA CEZALARI VE UYGULAMASI


» 04/02/2013 18:00
GAYRİMENKUL HUKUKU EĞİTİM PROGRAMI


» 21/04/2014 21:30
Gayrimenkul Hukuku Sertifika Programı



Kentsel dönüşüm taslağı değişince Boğaziçi Kentsel dönüşüm taslağı değişince Boğaziçi
(06/06/2012)
Haberi Oku »
Yabancının gelmesi için yasa yetmez... Yabancının gelmesi için yasa yetmez...
(06/06/2012)
Haberi Oku »
Devlet 2B'ye el koyabilir Devlet 2B'ye el koyabilir
(06/06/2012)
Haberi Oku »


ANA SAYFA | YÖNETİM | KURUCULAR | TÜZÜK | MAKALELER | HABERLER | ÜYELERİMİZ | ETKİNLİKLER | İLETİŞİM

Copyright © 2014 Gayrimenkul Hukuku Derneği Resmii Web Sitesi by EXİT Bilişim Hizmetleri